Konservatuvarı anneme rağmen kazandım. Hiçbirşey bilmeden girdiğim sınavda başarılı oldum. Çocuklarının müzisyen olacağını artık kabul eden annem ve babam, bir süre sonra hoşlanmaya başladılar bu durumdan. Babam askerdeyken her marşı nasıl da hemencecik öğrenebildiğini anlatmaya başladı. Annem ise bilmeden kullandığı şan sesiyle torunlarına ninni söylediği sesini biraz daha yükseltti.
Okula girince, dünyanın en güzeli canım hocam Rezan Sökmen ile çalışma onuruna eriştim. Yedi sene hocam oldu. Eğitmenim, öğretmenim, annem, yaşam koçum oldu. Bugünüm çok saygıdeğer hocam sayesinde böylesine güzel...
Okulumu birincilikle bitirdim. Bitirir bitirmez de çok saygıdeğer hocam Muammer Sun’un Cumhuriyet filmi için bestelediği müziklerden biri olan Bozkırın Sesi’ni söylememle başladı yolculuğum.
Öyle iyi şefler ve orkestralarla çalıştım, öyle çok eserin ilk seslendirimini yaptım ki... Hayat bana çok cömert davrandı.
Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarında hocalık, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Opera Sanat Dalı’nda Devlet Sanatçısı, Primadonna Suna Korad ile yüksek lisans, Devlet Opera ve Balesi solist sanatçılığı ve Türkiye’nin dört yanında konserler ve resitaller sığdı bu 35 yaşımın içine.
Küçükken hep anneme “içimden yüksek sesle bağırmak geliyor” dermişim. Annem de bu yüzden çok ünlü olmamı ve kendisiyle yapılacak bir röportajda bunu dile getirebilmeyi istiyor. Hani okursa bir gazeteci buralardan yazımı, düşünür belki diye yazdım bunu da. Ne olur ki çok ünlü olmamı beklemesek !!!
Mutluyum ben.
Umarım birgün paylaşırız içimden çıkana müzik dediğimiz, benim aslında ben olmadığım, bende sadece şarkıların hayat bulduğu zamanları...
|